1. "Çok saçmaladım, bağışla.
    İnsanın kalbi darmadağın olunca, kafası da karışıyor.
    Mümkünse söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma."
    Murat Menteş  (via kedidirokedi)
  2. Album Art
    [Flash 9 is required to listen to audio.]

    gitarafisildayanadam:

    En iyi coverlardan biri..

  3. muzisyenbozmasi:

Şapşal (:

    muzisyenbozmasi:

    Şapşal (:

  4. anilaracitir:

”Dünyanın en hayalperest insanı bisiklete binen insandır. Bisikletin kendisini götürdüğünü zanneder.”

    anilaracitir:

    ”Dünyanın en hayalperest insanı bisiklete binen insandır. Bisikletin kendisini götürdüğünü zanneder.”

  5. Hayatın bana öğrettiği birşey var: Her zaman yalnızca kendine, kendi gücüne güveneceksin.
    Önce, bu dünyada yapayalnızmışsın gibi tasarlayacaksın hayatını; sonra istersen başkalarına açacaksın. Bunu öğrenene kadar çok acılar çektim. Kör kuyularda merdivensiz, denizler ortasında yelkensiz bırakıldım. Zamanla öğrendim ki merdiven de benim yelken de.
    Bunun bilgisi ta çocukluktan gelmiş olmalı bana. Çocukluk bir çaresizlik halidir. Başkalarına muhtaç olmayı mutlaklaştıran bir dönemdir. Küçücük bir kızdım ve odamda bir kitapla oyalanırken annemle babamın tartışmasını duymuştum. Para konusunda tartışıyorlardı ve babam anneme: “ Sen ve çocukların beni sömürdünüz” diye bağırıyordu. Birtakım hesaplar yapıyor, evlenmemiş olsa şimdi ne kadar parası olacağını rakamlarla gözler önüne seriyordu. İşte o an ben de hesap yapmaya başlamıştım. Doğduğum günden itibaren acaba benim için ne kadar para harcanmıştı? Hastahane masrafından başlayarak, süt parası, giysiler vs. Bunu bir kağıda yazarak hesaplamaya çalışıyordum. Birgün büyüyecek ve bunu geri verecektim. İçim o kadar acımıştı ki ancak böyle bir hayalle teselli bulabiliyordum.
    Yalnızlığı galiba o gün fark etmiştim. Bazen bir çaresizlik duygusu verirdi bu bana. Herşeyi yalnız olarak başarmam gerektiğine dair bir inanca saplanmıştım ve bunu yapamayacağımı hissedip acı çekiyordum. Hayatın her noktasında yalnız kalırsam ne yapabileceğimin kurgusu ile uğraşıyordum.
    Garip bir korku sürekli yakalardı beni. Bir okul gezisinde örneğin. Herkesin otobüse binip gittiğini benimse yapayalnız bırakıldığımı hayal ederdim durduk yerde. Dehşet içinde bir plan yapmaya başlardım. Bu durumda geriye nasıl dönebileceğimi hesaplardım. Öteki çocuklar normal bir hayatın gerekleri içinde şarkılar söyleyip eğlenirken, ben koltukta büzüşmüş bunu planlıyor olurdum. Bakışlarımda zaman zaman yakadığım panik büyümesi o zamanlardan kalmış olmalı.
    O yıllarda sıklıkla üstüme gelen şirinlik halleri bile biraz bununla ilgili olmalı. İnsanların yüzüne gülümseyerek bakmak belki de şöyle bir korkunun eseridir: “Bakın ben ne kadar şirinim, ne güzel gülümsüyorum. Canımı acıtmayın; beni bırakıp gitmeyin sakın.”
    Birisi benim için birşeyler yaptığında hep bir ağırlık hissederdim. Ödeyemeyeceğim bir borç altına girmek duygusuydu bu. Bana verilenden ürker; birgün bunun beni gelip kıskıvrak yakalayacağını; başkalarından aldığım şeylerin hesabının sorulacağını düşünürdüm.
    Sonra düşe kalka büyüdüm. O kadar ilgiye ve sevgiye muhtaçtım ki bazen bir uyurgezer gibi bana bunu verenlerin peşinden yürüdüm. Yalnızlığın ağırlığından öylesine yorulmuştum ki zaman zaman kendimi başklalarına bıraktım.
    Bu dünyada “bir küçük kız” kadar tehlike altında, aciz birini düşünemiyorum. Darbeler yiyip, tek başıma hiçbirşeyi başaramayacağım kanısına ulaşınca ,kendi zavallı hikayemin külkedisi olarak hep bir prensin beni gelip kurtarmasını bekledim.
    İlk gençlik yıllarımda kurtarıcının prens değil, devrim ve sosyalizm olacağı kanısına vardım ama devrimci bir prens atıyla gelip beni alıp gitse hiç de fena olmaz diye düşündüm.
    Sonra birgün kendi kanatlarım oldu. Yalnız uçabileceğimi, canımın istediği yere konabileceğimi hissettim. Etraf tehliklerle, beni vurmak için yola çıkmış avcılarla doluydu ama ben de onları atlatabilecek kadar zekiydim. Zaman zaman bir kafese kapatıldığım oldu. O zaman da içli şarkılarımı söyledim.
    Çok arkadaşlarım oldu. Beni çok sevdiklerini söyleyenler. Aslında bir motif fark ettim hep. Bir çarpılmayla başlayan balayı ve ardından uzaklaşma…. Hepsi böyle değildi kuşkusuz. Çok uzun yıllara yayılanlar oldu ve kimilerinin hiç bitmeyeceğini sanıyorum; umarım yanılmam.
    Arkadaş kaybetmek çok korkunç geldi bana. Bu yüzden hep şans verdim. Başkalarının ihanet olarak görebileceği durumları bile bağışladım. Sonuçta herkesin hataları var. Benim de çok hatalarım var. Gerçek arkadaşlık birini hatalarıyla sevebilmektir diye düşündüm.
    Hayat yine de şunu öğretti bana. Biriyle yola çıkacaksan onun seni yarı yolda bırakacağını hesapla ve eğer o gidince yalnız yürüyecek gücün varsa çık yola.
    Çoğu kez de öyle oldu ve yalnız devam ettim. Ama esas mesele bu değil. Esas mesele birisinin giderken içinde kırdığı dal. İşte hayatta herşeyle başa çıkmayı öğrendim ama bununla başa çıkmayı öğrenemedim. Formülü bilen varsa bana söylesin (İçimde Kırılan Dal /Neşe Yaşın)

Hakkımda

melike , 20, izmir , kayseri , kulaklığım ve telefonum olmadan dışarı çıkamam anlıyacağın müziksiz yapamam

Beğendiklerim